Size Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Cinsel İstismar Suçunun Nite...

T.C         YARGITAY CGK
Esas
: 2015/574
Karar: 2015/338
Karar Tarihi: 20/10/2015

Özet: Cinsel istismar suçunun nitelikli halinin oluşabilmesi için mağdurenin vücuduna kısmen de olsa cisim ya da organ sokulması yeterli olup kızlık zarının yırtılıp yırtılmamasının bir önemi bulunmamaktadır.


Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın TCK’nun 103/2, 43/1, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, … Ağır Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile;

“…Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Mağdure ile sanığın aşamalarda mağdureye organ sokulduğuna ilişkin çelişkili anlatımları, … Üniversitesi Sağlık ve Uygulama Merkezinden alınan 16.09.2013 tarihli raporda mağdurenin hymen muayenesinde saat 5 ve 7 hizalarında doğal çentik izlendiği ve bakire olduğunun belirtilmesi yine Samsun Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan 26.09.2013 günlü raporda mağdurenin vajinal muayenesinde hymenin duhule müsait olmadığının tespit edilmesi ve tüm dosya içeriğine göre, sanığın mağdure ile vajinal yoldan organ sokmak suretiyle ilişkiye girdiğine dair yeterli delil bulunmayıp mevcut haliyle eylemin basit cinsel istismar düzeyinde kaldığı gözetilmeden, TCK’nun 103/1. maddesi gereğince cezalandırılması yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde TCK’nun 103/2. maddesi ile hüküm kurulması suretiyle fazla ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

… Ağır Ceza Mahkemesi ise … gün ve … sayı ile; “Sanık ….’un 20.05.2013 ve 22.05.2013 tarihlerinde cinsel organını mağdur …’ün cinsel organına sokarak mağdur … ile cinsel ilişkiye girdikleri ancak sanık ….’un cinsel organını mağdur …’ün kızlık zarının bozulmaması için cinsel organına tam olarak sokmadığı, TCK’nun 103/2. fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için sanığın cinsel organının tam olarak mağdurun cinsel organına girmesi gerekmediği gibi mağdurun kızlık zarının da bozulmasının gerekmediği, ayrıca Yargıtay’ın bozma ilamında her ne kadar sanık ….’un cinsel organını mağdur …’ün cinsel organına soktuğu yönünde şüphe oluştuğu, ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi gereğince şüpheli durumun sanık ….’un lehine değerlendirilmesi gerektiğinden bahsedilmiş ise de; sanık ….’un üzerine atılı suçu işlediğinin Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesi, mağdur …’ün kollukta ve Cumhuriyet Başsavcılığında alınan beyanları, tanık …’in kollukta ve Cumhuriyet Başsavcılığında alınan beyanları ve … 75. Yıl Devlet Hastanesinden alınan rapor karşısında açık ve net olduğu,

Sonuç olarak; sanık ….’un 20.05.2013 ve 22.05.2013 tarihlerinde 14 yaşında olması nedeniyle rızası geçerli sayılmayan mağdur … ile kaldığı evde cinsel ilişkiye girerek çocuğun cinsel istismarı suçunu işlemiş olduğundan, cinsel istismar suçundan TCK’nun 103/2 ve 43. maddeleri uyarınca cezalandırılması yoluna gidildiği” gerekçesiyle direnerek, sanığın ilk hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.

Bu hükmün de, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2015 gün ve 200090 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin, çocuğa karşı işlenen basit cinsel istismar suçunu mu, yoksa nitelikli cinsel istismar suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Suç tarihi itibariyle onbeş yaşı içerisinde bulunan mağdure …’ün … Yatılı Bölge İlköğretim Okulu 7. sınıf öğrencisi olduğu, sanık ….’un ise 19 yaşında olup aynı ilçede … Fırınında işçi olarak çalıştığı,

22.05.2013 tarihli tutanağa göre; aynı gün sabah saatlerinde … Eczanesine gelen sanığın doğum kontrol hapı aldığı, eczane sahibi … …’ın konuyu merak ederek fırında çalışan ve mağdure ile aynı okula giden tanık …’e sorduğunda, …’in, sanığın mağdure ile ilişkisi olduğunu söylemesi üzerine … …’ın olayı okul yönetimine bildirmesi sonucunda soruşturmaya başlanıldığı,

… Devlet Hastanesince düzenlenen 22.05.2013 tarihli raporda, mağdurenin genital muayenesinde labio major iç kısımlarında hafif incelme, erozyon ve hymende saat 5 hizasında çentiğin izlendiğinin, çentik alanında ekimoz ya da kanamaya rastlanmadığının, anal bölgenin normal olduğunun belirtildiği,

Ankara Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nın 24.06.2013 tarihli raporunda; mağdureye ait sürüntü örneklerinde sperm hücresi görülmediğinin, Prostat Spesifik Antijen örneğinden negatif sonuç alındığının, kadın cinsiyetli DNA profilinin tespit edildiğinin bildirildiği,

… Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezince düzenlenen 16.09.2013 günlü raporda, hymende saat 5 ve 7 hizasında kaideye uzanan doğal çentik izlendiği, hymenin bu haliyle intak olup mağdurenin bakire olduğu bilgisine yer verildiği,

Samsun Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nün 26.09.2013 tarihli raporunda, hymenin mevcut haliyle duhule müsait olmadığının açıklandığı,

Anlaşılmaktadır.

Babasının cezaevinde olması, annesinin ise İstanbul’da yaşaması nedeniyle dedesinin ikamet ettiği … ilçesindeki yatılı okulda öğrenim gören mağdure kollukta; sanığı 1 yıldır tanıdığını, olaydan bir hafta önce sanığı cep telefonu ile arayıp arkadaş olmak istediğini söylediğini, sanığın da kabul edip 19.05.2013 günü kendisini ekmek fırını çalışanlarınca ortak kullanılan eve davet ettiğini, sanığın kaldığı eve sandalye yardımıyla pencereden girdiğini, o gün sadece konuştuklarını ve öpüştüklerini, ertesi gün sanığın tekrar eve davet ettiğini, aynı şekilde pencereden eve girdiğini, sanığın cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediğini, bunun doğru olmayacağını anlattıysa da kızlığını bozmayacağına dair söz vermesiyle ikna olduğunu, hem kendisinin hem de sanığın soyunduğunu, sanık tarafından yatağa sırt üstü yatırıldıktan sonra üzerine sanığın yattığını, cinsel organını kendisinin cinsel organına sokmaya başladığını ancak ne kadar ileri gittiğini bilmediğini, acıdığını söyleyince sanığın cinsel organını vajinasından çıkartıp üzerinden kalktığını, sanıktan meni akıp akmadığının farkında olmadığını, cinsel organına akan veya bulaşan herhangi bir madde hissetmediğini, sevişirken boynunun her iki yanında sanığın öpmesinden kaynaklanan izlerin meydana geldiğini, daha sonra giyindiklerini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,

… Cumhuriyet savcılığında; 19 ve 20 Mayıs tarihlerinde yaşadığı olayları kolluktakine benzer şekilde anlatıp farklı olarak, 22 Mayıs günü de sanığın telefon ile yine kendisini eve davet ettiğini, o gün öğleden sonra okula gitmeyerek sanığın evine yine mutfak penceresinden girdiğini, sanığın tekrar cinsel ilişki teklif ettiğini, öncekinde olduğu gibi soyunup aynı pozisyonda sanığın cinsel organını cinsel organına sokmaya başladığını, yine acıyı hissettiğini, sanığın beş dakika sonra kendiliğinden üstünden kalktığını, içine veya dışarıya boşalıp boşalmadığını bilmediğini, her iki cinsel ilişki sırasında da kıyafetlerine meni bulaşmadığını,

Mahkemede ise; sanığın evine pencereden girip yattığı odaya giderek sanığı uyandırdığını, sadece konuştuklarını, daha sonra kapıya polislerin gelmesi üzerine polislere görünmeden aynı pencereden evden çıktığını, karakolda avukatın ‘böyle oldu mu’, ‘olmadı mı’ diye soru sorduğunu, sorulara ‘oldu” veya “olmadı’ şeklinde cevaplar verdiğini, kolluktaki ifadesinin geçersiz olduğunu, korktuğu için savcılıkta da yanlış beyanda bulunduğunu, sanığın cinsel organını cinsel organına sokmadığını ve sürtmediğini, sadece öpüştüklerini, başka birinin kendisinden dolayı zarar görmesini istemediği için doğruları söylemeye karar verdiğini, şikâyetçi olmadığını beyan etmiş,

Tanık … kollukta ve savcılıkta; mağdure ile aynı okulda okuduğunu, ayrıca sanığın çalıştığı fırında zaman zaman işlere yardım ettiğini, tam olarak tarihini hatırlamadığı bir gün fırın sahibinin, sanığın fırına gelmesi için kendisini sanığa yolladığını, sanığın kaldığı evin dış kapısına varmak üzereyken evin içinden sesler duyduğunu, ne olduğunu anlamak amacıyla ön tarafta bulunan pencereden içeri baktığında sanığın alt tarafının soyunuk, mağdurenin ise tamamen çıplak olduğunu, mağdurenin sanığa ‘böyle olmaz, başka türlü yapalım’ şeklindeki sözler söylediğini, sonrasında mağdurenin biraz eğilerek sanığın da mağdurenin arkasına geçerek cinsel ilişkiye girdiklerini, bu gördüklerinden sonra pencereden ayrılıp evin kapısını çaldığını, kapının önünden fırına gelmesi gerektiğine dair sanığa seslendiğini, sanığın içerden ‘tamam, geliyorum’ şeklinde ses vermesi üzerine kapının önünden ayrıldığını, sanığın mağdure ile bu şekilde birkaç kez ilişkiye girdiğini bizzat sanıktan da duyduğunu,

Mahkemede ise, karakolda korkuya kapılarak sanık ile mağdurenin ilişkiye girdiklerini söylediğini, Cumhuriyet savcılığında da bu ifadesinden vazgeçmediğini, hazırlıkta verdiği bu ifadelerin doğru olmadığını, sanık ile mağdureyi cinsel ilişkiye girerken görmediğini belirtmiş,

Tanık … aşamalarda özetle, sanık ile aynı fırında çalıştıklarını, 22.05.2013 günü ekmekleri fırına attığı sırada Durağan ilçesine gitmekte geç kalmamak için sanıktan eczaneye gidip doğum kontrol hapı almasını isteğini, sanığın eczaneye giderek ilacı alıp geldiğini ifade etmiş,

Sanık kollukta; mağdureyle fırında sadece yüz yüze konuştuklarını, aralarında başka bir şey geçmediğini, evine gelmediğini, cinsel ilişkiye girmediğini,

Cumhuriyet savcılığında ise; fırın sahibine ait müstakil evde fırında çalışan diğer işçilerle birlikte kaldığını, 19.05.2013 günü mağdureyle tanıştığını, ertesi günü evde uyumaktayken mağdurenin açık olan mutfak penceresinden girip kendisini öpmesiyle uyandığını, biraz sohbet ettikten sonra mağdurenin cinsel ilişki teklifinde bulunduğunu, alt taraflarındaki giysileri çıkardıklarını, cinsel organını mağdurenin cinsel organına soktuğunu ancak kızlık zarını bozmamak için fazla zorlamadığını, beş dakika kadar sonra dışarıya boşaldığını, mağdurenin cinsel organından kan gelmediğini, mağdurenin canının acıdığına dair bir şey söylemediğini, sevişirken mağdurenin boynunu öptüğü için iz kaldığını, 22 Mayıs 2013 günü mağdureyle arasında bir şey yaşanmadığını, kolluktaki cinsel ilişkiye girmediğine dair ifadesinin yanlış olduğunu,

Sorguda; 20.05.2013 günü evde uyurken mağdurenin odasına gelip kendisini öperek uyandırdığını, mağdurenin isteğiyle seviştiklerini, sevişme sırasında cinsel organını mağdurenin cinsel organına sokmadığını, sadece sürttüğünü ve boşaldığını, bu eylemi bir kez yaptıklarını, 22.05.2013 günü aralarında bir şey geçmediğini,

Mahkemede de; mağdurenin ısrarlı isteği üzerine arkadaş olduklarını, sonrasında mağdurenin eve geldiğini, sohbet ettiklerini, 5-10 dakika geçtikten sonra evin kapısına polislerin geldiğini, mağdure evden çıktıktan sonra polislerin evin içine girdiğini, cinsel organını mağdurenin cinsel organına sokmadığını ve sürtmediğini, giysilerini çıkartmadan birbirlerini öpüp okşadıklarını, mağdurenin gerçek yaşını bilmediğini, kendisini 16 yaşındaymış gibi tanıttığını, daha önce kollukta, savcılıkta ve sorguda verdiği ifadelerin doğru olmadığını,

Savunmuştur.

5237 sayılı TCK’nun “Çocukların cinsel istismarı” başlıklı 103. maddesi;

“(1)Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;

a)Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b)Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

Anlaşılır.

(2)Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3)Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4)Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5)Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması halinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6)Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

(7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur” şeklinde iken, suç tarihinden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 59. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu;

“(1)Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

a)On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b)Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

anlaşılır.

(2)Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

(3) Suçun;

a)Birden fazla kişi tarafından birlikte,

b)İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

c)Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,

d)Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

e)Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4)Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5)Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6)Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur” biçiminde değiştirilmiştir.

103. maddede çocuğun cinsel istismarı tanımlamış olup, birinci fıkraya göre cinsel istismar deyiminden; onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış ile diğer çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir başka nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar anlaşılmaktadır.

Maddenin ilk fıkrasında çocuğun cinsel istismarı suçunun temel şekli, ikinci fıkrasında ise cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hal olarak yaptırıma bağlanmıştır.

Bu suçun, maddenin birinci fıkrasında düzenlenen basit hali, çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranışın organ ya da sair bir cisim sokulmadan vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenmesi ve kastın da cinsel arzuları tatmin amacına yönelmesi bakımından ikinci fıkrada hüküm altına alınan nitelikli halinden ayrılır. İkinci fıkradaki nitelikli halde maddi unsur, vücuda organ ya da sair bir cisim sokulması olup, failin kastının da bu tür bir eylemin gerçekleştirilmesine yönelik olması gerekmektedir.

Basit cinsel istismar suçunun oluşabilmesi için eylemin cinsel ilişki boyutuna ulaşmaması gerekir. Eylem, vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse veya fiil de işlenmişse, basit cinsel istismar değil, ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel istismar suçu söz konusu olacaktır. Bu ayırımın yapılabilmesi için failin kastının ve gerçekleştirdiği davranışların hangi fiile yönelik olduğunun belirlenmesi gerekir. Failin amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmak olmaksızın cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel istismar, amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmakla birlikte eylemin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi halinde ise ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel istismar suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Madde metninde “sair bir cisim” ibaresine yer verilmesi karşısında suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir.

Nitelikli halin oluşması için vücuda sokulan organ veya cismin girmesi yeterli olup ne kadar girdiğinin ya da örneğin vajina sokulan cisim veya organın kızlık zarına ulaşıp ulaşmadığı, kızlık zarının bozulup bozulmadığı önemli değildir.

Bu bilgiler ışığında olayımız değerlendirildiğinde;

Mağdurenin soruşturma aşamasındaki; sanığın cinsel organını vajinasına soktuğuna dair samimi beyanının tanık …’in yine soruşturma aşamasındaki anlatımıyla doğrulanması, sanığın Cumhuriyet savcılığındaki ifadesinde, cinsel organını mağdurenin cinsel organına soktuğunu ancak kızlık zarını bozmamak için fazla zorlamadığını beyan etmesi, olay günü düzenlenen mağdurenin adli raporundaki tespitlerin de tüm bu beyanlarla uyumlu olup mağdurenin vajinasına organ sokulduğunu göstermesi karşısında, cinsel istismar suçunun nitelikli halinin oluşabilmesi için mağdurenin vücuduna kısmen de olsa cisim ya da organ tahvil edilmesi yeterli olup kızlık zarının bozulup bozulmamasının bir öneminin bulunmadığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin vücuda organ sokulması suretiyle nitelikli cinsel istismar suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, sanık hakkında zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan yerel mahkeme hükmünde isabetsizlik bulunmadığından, usul ve kanuna uygun bulunan direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan yirmi Genel Kurul Üyesi; “Sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nun 103/1. maddesinde tanımlanan çocuğun basit cinsel istismarı suçu kapsamında kaldığından yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Usul ve kanuna uygun bulunan … Ağır Ceza Mahkemesinin … gün ve … sayılı direnme hükmünün ONANMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.10.2015 günü yapılan ilk müzakerede yeterli yasal çoğunluk sağlanamadığından 20.10.2015 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Paylaşın:

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WhatsApp chat